En başında hepimiz birer tohumduk…
Kimsenin bizlerden haberi bile olmadığı zamanlarda doğduk büyüdük yetiştik. Küçük bir bebektik, çocuk olduk, büyüdük geleceğe ve sözler tuttuk kendimizi yetiştirdik zamanla… Bazen huzurumuz kaçtı hayatın gereksizliklerinden bazende geciktirildik. Herşeye rağmen geliştirdik bilinçlerimizi ve beyin olduk. İlerledik zamanla yaşadık umutlarımızla büyüdük çiçek olduk. Ya peki açtıktan sonra solanlar onların durumu bizlerden daha berbat belki… kimi zaman ezildiler kimi zaman cami avlusunda daha yetişmemiştiler… Ve hiç beklemedikleri şekilde kucakladı onları dünya… onlar koşup oynamak istediler fakat hayat hep oyunlarını ellerinden aldı. Gerçeklere mahkum oldular. Siz sıcacık evlerinizde oturup huzurlu, mutlu ve karınları doymuşlardınız. Onlar ise hep aç ve kucak beklemekteydiler. Onlara sarılacak ve kucaklayacak yeni arayışları yüzünden hep boynu bükük yürüdüler hayatta…
Şimdi ise onları sevindirecek olanlar gene sizlersiniz. Geleceğin umut güvercinleri olup bizlerle bu çocuklara yardım edebilirsiniz. Onlara tekrar hayat verebilirsiniz. Tıpkı size bir hayat verildiği gibi…
Otobüs Maceraları Bölüm 1: Hatalar ah hatalar…
Bu gün sabah yola çıktım sakin sakin gittim çok erken gittiğimi kabul ettim. Sınava girdim sağdan soldan akıldan bir sürü cümle doldurdum o acayip kağıda ve sonuçları arkamda bırakıp bindim metrobüs’e amaç işe gidelim bir an önce diye… fakat bir süre sonra boş bir metrobüs’e bindiğimi farkettim. İndiğimde en son durakmış aslında tam tersi istikamette gelmişim. İndim hemen karşdan tekrardan bir mettrobüs’e atlayıp emin olana kadar üç beş kişiye çaktırmadan gitmek istediğim yere yakın bir kaç yer ismi sordum sorarkende dikkat çekmemeye çalıştım. Zaten yaşlı zannettiler herhalde kime sorsam “tamam befendi” gibisinden cevaplar alıyordum. İndim en sonunda ve tramvaya atlayıp istediğim yere ulaştım. Nedense bir tuhaftım son zamanlarda herhalde sınavlar yüzünden iş te yapamaz oldum. İşleri bitirip bir kaç tasarım işi ile kod kotarlama işlerini bitirdim ve bulunduğum yerden çıktım. (daha fazla…)
Tutsam yeri değil, bıraksam birine bir şey olacak…
Bu günlerde yoğunluklar arasından sizlere yazmaktayım. Bu aralar iş güç yanında sınavlarla geçen dolu dolu vakitlerimde bir sürü mal insanın içine kaynamak zorundaydım. Okula gelen boş boş elemanlarla dolu bir okula gittiğimi adam akllı birşeyler yapmaya başladığım için yeni keşif ettim. Sonu olacak yada olmayacak bir işin peşinden koşturuyoruz. İlk adımları attık bakalım ucu nereye gidicek tutabildiğim kadar işin ortasındayım. Tabi bir yandanda sınavları bırakırsam hepten kalıcam ortada en iyisi ikisinide denge de tutmak. Bu arada bazı kıskanç insanların mal mal davranışları arasında hiç bir şey olmamış gibi davranmak zorunda kaldım.
Adam yapamaz edemez onu bunu suçlar gelir gelir gider ne olduğu bile belli değil adam akıllı bir şeyler olsa bari… ama nerde boş elemanları doldurmuşlar okula ne iş ise anlamadım. Süs köpeğinden farkları yok. Okulum sağ salim bitsede kurtulsam şu saçmalıklardan yoksa bu derece tuhafikasyonun bulunduğu bir yerde durmak bana göre değil. Ne umutlarla geldiğimiz yerden neler bulduk. Saçmalıktı zaten. Üniversitede gel kafa karıştırıcı kod demetlerini içine entegre etmeye çalışsınlar sanki sen hiç bilmiyormuş gibi… halbu ki bilirsin o tarz şeyleri ve sıkılırsın. Hiç bir insanda seni anlayışla karşılamaz. Hep ödevler çalışmalar bir halt öğrendiğini sanarken çok şey kaybedersin çaktırmadan. Sana sosyal ortam dışında kattığı zerre kadar bir olayı yoktur zaten. Saçmalarda saçmalarsın bir an kaybolursun, elinden tutan olmasa yok olursun. Böylesine salak saçma şeylerin içinde yetişmeye çalışırsın sadece başka bir amacı yoktur. Seni parandan eder sadece boktan bir sosyal ortam sunarlar önüne sende bakarsın öyle… akıllısındır aptallaşırsın sadece…
O yüzden bu tarz ortamları tutsam yeri değil, bıraksam birini üzeceğim için ne yapayim ortalıklardayım. En iyisi kimse ile uğraşmadan sonuca ulaşmak yoksa başıma bir iş gelirse saçmalarım gene… Yazık olur yaşadıklarıma bir tek buna üzülürüm geçerim.
Debian tabanlı sistemlerde kerneli tekrar yapılandırmak (elle derlemek)
Öncelikle söylemem gereken bir kaç şey var. Bu işlemi yapmak için yeterli düzeyde linux bilgisine sahip olduğunuzu tahmin ediyorum. Eğer linux konusunda acemi iseniz bunu denemenize gerek yok. Zaten hali hazırda gelen kernel sizin yeterince işinizi götürmektedir. Tekrar yapılandırma ihtiyacınız var ise bu yazı ile kendi linux kernelinizi oluşturabilirsiniz. Bu yazıyı sadece debian tabanlı sistemler (k/x/ubuntu, mint… gibi) için hazırladım. Yapıcağınız bütün işlemler yönetici yetkileri (root, su, sudo) ile yapılmalıdır. Bütün sorumluluk size aittir. (daha fazla…)
Bazıları gider bazıları gelir
Bu gece bir insan kıyaslaması yaptımda bir sürü iyi insandan kurtularak bir sürü iyi insanada kapıları açmış bulunmuşum demek ki geri kalan iyi insanlar bana karşı olacak kadar birlikçi davranmaya başlamışlar. En ufak bir problemde bana bulaşır olmuşlar. Kendi işe yaramaz sorunlarını suçlarını sağa sola yıktıkları yetmezmiş gibi arada banada çamur atıyorlar. Sevmediğim şeyler olsada “gülgeç” denilen bir yöntemi uyguluyorum. Kimisi varki içlerinde kendi tatminsizliğini bana dayatarak eninde sonunda “takılıyorum kızmıyosun dimi…” der giderler. Kimiside ödev ve diğer işlerini bana yıkmak için iyi yanımı kullanıyor. Beni salak sanan zavallı insanlar sadece… Bir kısmıda benden korkuyor ama asıl korktuğu neden ben değilim. Kimisi kendi dandikliğini başkalarına çamur atarak geçimini yürütüyor diyelim. Tek dertleri bir kademe yükselmek ve altta olanı ezmek kendi bastırılmış duygularını saklamak olan insanların içinde yatan gerçek dertleri ne anlam veremiyorum.
Bir çok yeni insan gelmiş dünyama hoş gelmişler. Muhabbet ediyoruz arada geyik yapıyoruz. Isındıklarım, soğuduklarım, uzaklaştıklarım… hepsi ayrı ayrı kafamın içinde geçici yer etmişler. Kalıcı olan ise üç beş kişi onlarda tabi yeri değişmez. Beni seven var tabi ilgi ile yetinen var. Seç beğen al pazarı gibi bu arkadaşlık meselesi… benim gibi iyi bir karpuzsanız herkes yemek için can atıyor ama bunun için maddi ve manevi değerleri bile yetmiyor. Bana göre etraf kendi değerini bilmeyen boş iş peşinde koşturan insanlarla dolu iken sen tut arkadaş ara hiç yapılacak iş değil. En iyisi araya sıvışıp işine bakmak…
İyi günler ve iyi arkadaşlıklar dileği ile…
Red Hot Chilli Peppers – By The Way (Live in Paris)
Bir zamanların matrak kliplerinden
Hey! Kimi kandırıyorsunuz siz, kendinizi kandırın kendinizi!
Bir sürü insanın bu gün tuhafikasyonlar içerisinde tripleri ile dolu olduklarını farketmemle başladı. Siz bir şey diyorsunuz mesela takmayın felan gibisinden mantıklı şeyler kuruyorsunuz. Elemanlar tutturmuş illa yok bir gençlik hatırasıdır yok bilmemne… bir an dedimki kendime her halde milletin soğuktan kafası bulandı diye… aman hiç dertleri bitmiyor. Pireyi deve yapan insanları insan sayıp muhattab oluyorsunuz ve sonucunda zaman kaybınızı telafi edecek karşılığı olmayan yollarla yalnız kalıyorsunuz. Hepsi tamamen saçma…
Bizim dilimizde o tarz devam edenlere “mantıksız olana inanmak” derler. Onlarda “hobaa herkese anlat” diye karşılığı geçiyor galiba… =)
Her neyse böyle kendini kandıran bir çok eleman bulmak mümkün. Eğlenceyi abartılı seven biri olarak bu saçmalıklara dur demek amacı ile facebook hesabımı dondurdum. Bu işlemi boş konuşan elemanlar yüzünden defalarca yapmak zorunda kaldım. Ama yok bunların dilinden kurtulmanın bir yolu yok. Muhabbet etmekle hata ediyoruz. Direk ilk cümleyi fason olarak kabul edip silip geçicen en iyisi yoksa bunlar insanın dünyasını kuruturlar. Sonra üstünede bir bardak su dökerlerki sonunda hatırlamamak için rahmet beklerler sağdan soldan!
Dönmeyeceklerini yada karşılaşmayacaklarını hepsinin boş bir çaba olduğunu bilseler böyle davranacaklarını zannetmiyorum. Bana boş diyen elemanlar aslında bu tarz davranışları gösterirken ben ise öyle aval aval gerçekleri bazen vurmak zorunda kalıyorum suratlarına ne yaparsın genede hadi üzülmesin derdindesiniz. Aslında böylelerini asıcan kesicen ki düzgün ilerlesin yoksa bunlardan ne sana var fayda ne bana…
Katlandığınız için hepinize teşekkürler.
P.S.: İğrenç bir espiri ama; “Katlananlar kendilerine bir ütü sürsünler belki eski hallerine gelirler…”
Sırf bu sözü sarfettim diye onlara hatasız kul olmaz şarkısının klibinin ingilizce versiyonunu gönderiyorum. Keyifli izlemeler…
Bir postacının hikayesi (Postal)
Bu gün çok eğlenceli bir film izledim. Konusu çok yiyip emirler dağıtan şişko karısı yüzünden çektiği saçma sapan hayatın sonuçlarını yaşayan bir adamın sonunda yaptığı işlerle pisikopatlaşmasını ve mahalleyi ayağa kaldırıp yok etmesini konu alıyor. Filmde argo, küfür ne ararsanız var (yani orjinalindende bu kadarını bekliyordum açıkçası).
Filmin içeriğini biraz detaylandıracak olursak; Postal oyununun üreticisi bir gencin şişko karısından şikayet etmesi ile başlar ve paraya sıkışması ile iş gelişir. Bir takım işler yaptıktan sonra en son iş olarak pahalı içinde kuş gribi olan oyuncakları (çok pahalılar özellikle teröristler için) bir an önce çalma planı yaparlar ve işler umdukları gibi gitmez aynı planı teröristlerde becermişlerdir çünkü… sonunda arabayı kaçırırlar fakat terör yakalarını bırakmaz sonuçta hepsi güme giderler. Bir kaç sexy hatun ve postal kalmıştır sadece… iyi bir plan yapıp teşkilatlandıktan sonra karısını havaya uçurmaya karar verir. Evin yanına bomba bırakır tam o anda mahalle ona karşı ayaklanır ve tüfeklerle dalmaya başlarlar sonunda bu işin yolundan çıktığını söylemek için bombayı bahane eder. İnandıkları saçmalıklarını anlatmaya çalışır ama beceremez sonunda adamın ateist olduğunu kolundaki dövmeden anladım. Sonucunda savaş çıkar ve bütün mahalle halkını orda katleder. Son yapması gereken iş olan karısını uçurmak kalır. Tam o anda karısını iki eleman çıkarmaya çalışır evden (tabi kadınla yatmışlar o da var işin eğlencesi… seviyorum ayağınla çıkaracaklar şişkoyu…) o arada ev patlar ve kadının bütün her yanı mahalleye dağılır.
Çok eğlenceli bir film eğer pisikopatım diyorsanız birde bu filmi izledikten sonra kendinizi karşılaştırınız. Hepinize iyi eğlenceler.
Biri artık OS yazsın lütfen!
Bir gün internette o güzel eskimsi makinamda yüklü olan windows xp ile dolanıyordum ve milletin pardus konusundaki geyiklerini okuyordum. Aslında bu dünyanın tercih çokluğuna ve denememe fırsat veren sistemleri bulma zamanımdı. Pardus bir ara çok hoş geldi deniyordum öğreniyordum ve ne oldu… aniden pardus dünyası bir birine girdi. Aradan sıyrılmak isteyen bu genç kanaldan birinin aklına uyarak önce Ubuntu denedi sonra Debian derken Linux dünyasında adam akıllı vakit geçirmeye başladı. Her gün öğrendi, gelişti, yetişti… Herkese öğrendiklerini gösterdi fakat herkes onun kadar sabırlı değildi. Herkes başaramadı o başardı. Ve öğrendi ki başka sistemlerde başka gezegenler varmış.
Devam etti gelişmeye ve Mac dünyasına burnunu soktu. Aslında mac dedikleri şey unix yani linuxun bir yandaşı imiş ve bir zaman kavga edip ayrılmışlar. Sonrada unix’e karşı bir akım oturup linuxu yazmış bu zamana gelmiş çatmış. Sonrada unix bilen gençler ibm’e kızıp inatçılıkla mac’i icad etmişler. Ne olmuş sonuçta Bill denilen bir eleman varmışta onunda canı sistem yazmak istemiş fakat dos o kadarda başarılı değilmiş. Hemen koşmuş mac üreticilerinden dilenci gibi kod toplamaya başlamış. Bakmış bu iş böyle olmaz hemen koşmuş Steve denilen bu işin babasına… bu eleman çok iyi dürüst biriymiş ama yaptığı mouse imleci yüzünden iyi görünümlü sahtekarmış ve ürünlerini çok pahalıya satıyormuş. Bill bir zaman gelmiş buna bana kod ver seninle çalışayım demiş almış kodları gitmiş. Bill gel zaman git zaman ortalıkta yok. Bir gün elinde windows’u ile çıka gelmiş. Dünya sadece bir kaç günlüğünede olsa windowsu çok sevmiş. O günden sonra windows çok popüler olmuş. Bu aradada linux geliştiricileri boş durmamış tabi o arada Red Hat icad edilmiş. Az öncesinde Debian denilen bir sistem varmış ama o kadarda gelişmiş değilmiş efendim. Gel zaman git zaman insanlar bu üçlünün oyunları arasında kalı vermişler.
Aslında bu işin hikayesi bu gençte bütün bu sistemler arasında takılıp kaldı. Sonuçta özgürlük arıyordu seçeneklere boğuldu. Seçmek bazen zor gelsede çoğu zaman yolunu bulmak zor olmadı ve alıp sistemlerin tüm içeriğini değiştirebiliyordu. Bu genç o kadar işi iyi biliyordu ki insanlar onu hala kolay lokma sanıyordu ve her bir seferde yutmaya kalkltıklarında boğazında kalıyordu. Bir insan çıkıp gelse dese ki; “bu fikiri uçuralım!” hemen kabul edebilirdi. Ama zorlu biriydi. Herşeye evet dememeyi seçeneklerini kullanmayı öğrenmişti.
Bu genç ya bu sistemi icad edecekti (burda bir noktaya ağırlık vermek istiyorum; tekerleği tekrar icad etmek birilerine saçmalıkmış gibi gelebilir ama hala tekerlek pahalı bir icad henüz daha ucuzu icad edilemedi) yada insanlara dönüp şunu diyecekti; “BİRİ ARTIK ADAM GİBİ OS YAZSIN LÜTFEN!” ve işine bakacaktı. Sonuçta adam gibi bir OS‘den tüm dünya faydalanacaktı.
Dipnot: OS‘nin açılımını bilmeyen olabilir. Operating Systems’in kısaltılmışıdır. Türkçesi de “Yürütme Sistemi” yada “İşletim Sistemi” denilebilir. En önemlisi bir işi yürütmek yada işletmek hiç kolay bir iş değildir. Bu yüzden abuk subuk kişilere milyarlar ödeyip sizden bu parayı tekrar istiyorlar. Sizin o güzel sistemciklerinizi işletebilmek için var o işletim sistemleri… bu işin güzel bir çıkış yolu var. Kendinize en uygun sistemi deneyerek bulabilirsiniz yada kendi sisteminizi oluşturabilirsiniz (Bir linux kullanıcısı olarak linux üzerinden kendi sisteminizi yapabileceğinizi unutmayınız).
Adı üzerinde Uni-X her bedene uyar (Programcılara reklam oldu yav tüh bak çok üzüldüm).
İstemsiz gizlenmeler
Bazen durup düşünüyorumda acaba çokmu yükleniyorum insanlara, kendime, hayata veya çokmu yük oluyorum bu dünyaya diyorum. İstemsiz iç haykırışlarımı dıştan gelen etkilerden uzak tutmak için fazla açılmama gayretimde çabası olarak hüküm sürmekle gidiyor hayatımın sessizlik gerçeği…
Bu arada bir sürü şey icad ediyorum yada keşiflere sebebiyet veriyorum. Hayattan uzaklaşma isteğim sürekli içimde kıpırdaşırken, bir yandanda birlikte olma isteğimde içimde yankılara bırakıyor. Bazen tüm bu karmaşalar miğde ağrılarıma sebebiyet veriyor ve nefes almayı unutuyorum. Arada sırada da olsa gizemler sarıyor etrafımı ve yalnızlığımın soğukluğunu hissederken bir çekim gücü bir ısı veriyor. Kurtuluyorum ama geçici olduğunu biliyorum. Yine üşüyeceğim yalnızlık ve gizemlerimin gerçeği ile her gece olduğu gibi uyuyacağım.
Gerçekten sevdiğin insanlar senden kilometrelerce uzakta ve her uyuduğunda aynı rüya karmaşası içinde bir eli bekler gibiyim. Gelsin tutsun elimi çeksin kurtarsın diye bekliyorum. Ama boşuna bekliyorum bunuda biliyorum. Ne zaman biri el uzatsa yalnızlığıma ya ucunda bir çıkar yada “bizi görüceksin kardeş!” tavrının sonuçlarına katlanmak zorunda bırakıyor. Halbu ki çok bir şey istemiyorum hayattan yada diğerlerinden… tek istediğim özgürlüğümün bir sınırı olmaması ve içimden geleni yaparken ön yargılarımdan uzaklaşmak. Bunun yanında gerçekten üç kuruş şeyler uğruna satmayan insanlar. Çok şey istediğimi biliyorum o yüzden susuyorum gene gizemime saklanma vakti.
Ve son sözüm; Gitmek mecburi bir yol, kaçmak zaruri bir yöntem, gizlenmek acı bir gerçek, insanlar deneyimlerle dolu bir değnek ve ben tüm karmaşanın içinde saklanmaca oynayan bir kelebek.



1 yorum